Bir Müverrih-i Asr: Prof. Dr. İlber Ortaylı
- Umut Çetinbaş

- 2 Nis
- 2 dakikada okunur

İlber Ortaylı ve Tarih
Tarih denildiğinde çoğu zaman akla ilk gelen ifade, onun “tekerrürden ibaret” olduğudur. Ancak bu tekerrür, yalnızca geçmişten ders çıkarma zaruretini anlatmaz; kimi zaman kendi alanında iz bırakmış, çağdaş müelliflerin dâr-ı bekâya irtihali için de hüzünlü bir hatırlatmaya dönüşür. Nitekim İlber Ortaylı da kendine mahsus üslubu, engin tarih bilgisi ve kuvvetli entelektüel birikimiyle bir nesle tarihi sevdirmiş, geçmişe bakmanın yalnızca bilgi edinmek değil, aynı zamanda bir medeniyet tasavvuru kurmak olduğunu göstermiştir. Nitekim bu yazı, Sayın Ortaylı’nın hayat hikâyesini anlatma iddiasında değildir; bilakis onun ardında bıraktığı kültürel mirasa, düşünce dünyamıza kattığı derinliğe ve hafızamızda açtığı müstesna yere mütevazı bir ithaf niteliğindedir.
İlber Ortaylı Eğitim Hayatı
Sayın Ortaylı’nın eğitimi hakkında uzun izahlara girişmeye lüzum yoktur. Zira eğitim, yalnızca mektepte başlayan ve orada tamamlanan bir süreç değildir; ailede filizlenen, çevreyle şekillenen ve hayat boyunca derinleşen çok katmanlı bir terbiyedir. Bu bakımdan Sayın Ortaylı’nın aile yaşantısının, onun eğitim anlayışına ve kültür hazinesine mühim ölçüde yansıdığı açıktır. Kümülatif bir seyir izleyen eğitim-öğretim süreci, nitelikli hocalarla karşılaşması ve onların ilmî birikiminden istifade etmesiyle daha da kuvvet kazanmıştır. Şüphesiz burada belirleyici olan yalnızca aldığı eğitim değil, Sayın Ortaylı’nın ilme duyduğu sarsılmaz merak ve öğrenme iştiyakıdır. Nitekim ruhani bir tatmin olarak da değerlendirilebilecek bu bilgi ve ilim aşkı, onun şahsında büyük bir külliyata dönüşmüş; kendisini yalnızca Türkiye’de değil, dünya çapında da dikkatle takip edilen seçkin bir müverrih hâline getirmiştir.
Türk televizyon programlarında özellikle sıcak, sempatik ve kendine has tavrıyla geniş kitlelerin sevgisini kazanan Sayın Ortaylı, yalnızca halkın gönlünde yer edinmiş bir isim değil; aynı zamanda ilmî çalışmalarıyla her daim müracaat edilecek mühim bir müellif olmuştur. Onun eserleri, tarih ve kültür sahasında çalışanlar için yalnızca başvuru kaynağı değil, aynı zamanda düşünce ufkunu genişleten birer rehber mahiyetindedir. İlim dünyasının yaşadığı bu büyük kayıp, sadece bir yazarın yahut bir akademisyenin vefatı olarak değerlendirilemez; bu kayıp, aynı zamanda bir hafızanın, bir külliyatın ve içinde el yazmaları da barındıran kıymetli bir kültür hazinesinin eksilişi anlamına gelmektedir. Bugün bize düşen vazife, Sayın Ortaylı gibi ilmi ve bilimi hayatıyla mezceden, öğrenmeyi bir ömürlük sadakat hâline getiren şahsiyetlerin izinden gidebilmek ve onların temsil ettiği ilmî ciddiyeti yeni nesillere aktarabilmektir. Ancak bu suretle Türkiye’yi bilimsel ve fikrî bakımdan daima ileriye taşıyacak bir zemin kurulabilir.




Yorumlar