Karanlıkta Yan Yana Oturmayı Özlemek
- Büşra Akel

- 6 Nis
- 3 dakikada okunur

Sinema Salonları
Sinema salonunu özlemek, aslında yalnızca bir mekânı özlemek değildir. Bir hâli, bir alışkanlığı, hatta “birlikte susabilmeyi” özlemektir. Şimdi evde, tek başına izlenen filmler var; durdurulan sahneler, geri sarılan diyaloglar, araya giren bildirim sesleri ve daha nice şey. Oysa sinema salonu, insana durmayı, sabırlı olmayı ve beklemeyi öğretirdi. İki saatliğine başka bir hayatın içine girip, kendi hayatından usulca çıkmayı...
Hatırlıyor musunuz, salona girerken üstümüze sinen o karışık kokuyu? Patlamış mısır, koltuk kumaşı, biraz toz, biraz da heyecan. Daha film başlamadan, fragmanlar akarken bile içimiz kıpır kıpır olurdu, çünkü bilirdik: Birazdan ışıklar sönecek ve biz, hiç tanımadığımız insanlarla aynı karanlıkta, aynı hikâyeye teslim olacağız.
Bilet Kuyrukları ve Erken Gitme Telaşı
Şimdi tek tuşla alınan dijital biletler var ancak eskiden sinema, daha evden çıkarken başlardı. “Geç kalırsak en öne mi kalırız?” telaşı, gişe önünde uzayıp giden kuyruk, görevliye yarı fısıltıyla “orta sıralardan iki kişi” deme çabası vardı.
Bazen film başlamadan salon dolardı, bazen herkes geç kalırdı ama o bekleyiş bile güzeldi. Yan koltuktaki yabancının filmle ilgili tahminleri, arka sıralardan gelen “sessiz olun” uyarıları gelirdi. Daha ilk sahne başlamadan, küçük bir topluluğa dönüşürdük.
Aynı Sahneye Birlikte Gülmek
Evde film izlerken güleriz, ağlarız ama yalnızca kendimize tanıklık ederiz. Sinema salonunda ise duygular bulaşıcıdır. Birinin gülmesi, diğerini de güldürür; kahkaha salonu dalga dalga dolaşır.
Komik bir sahnede aynı anda gülmek, dramatik bir anda herkesin aynı anda susması. O sessizlik çok özeldi. Özellikle ağır sahnelerde, kimsenin nefes almaya bile cesaret edemediği anlar olurdu. Karanlıkta ağladığını kimse görmezdi ama bilirdin: Yalnız değilsin, herkesin boğazı düğümlü.
Sinema salonunu kusursuz hâliyle değil, kusurlarıyla özlüyoruz belki de. Filmin en sessiz yerinde hışır hışır mısır yiyenler, telefonunu karanlıkta parlatanlar, yan koltukta fısıltıyla sahneyi anlatan birileri. O an kızardık ama şimdi dönüp bakınca, hepsi o kültürün parçasıydı, çünkü sinema salonu, mükemmel bir deneyim değil; ortak bir deneyimdi. Herkesin kendi alışkanlıklarıyla aynı hikâyeye dahil olduğu bir yerdi.
Filmden sonra bitmeyen sohbetlerimiz vardı mesela. Film aslında bitmezdi, sadece salonun kapısı açılırdı. Asıl sohbet çıkışta başlardı:
“Sonu böyle mi olmalıydı?”
“Ben başrolü hiç sevmedim.”
''O sahnede ağladın mı sen?”
Bazen filmden çok film üzerine konuşurduk. Kafeye oturur, sahneleri yeniden oynatır gibi anlatırdık birbirimize. Kimimiz karakterleri savunur, kimimiz yönetmeni yerden yere vururdu. Sinema bizi konuştururdu; düşündürür, tartıştırırdı.

Mahalle Sinemaları ve Büyük Salonlar
Bir de mahalle sinemaları vardı. Küçük, biraz eski ama sıcaktı. Görevli sizi tanırdı, koltuklar gıcırdardı ama samimiydi. Büyük salonlar ise daha görkemliydi; dev ekranlar, güçlü ses sistemleri, kalabalıklar. Hangisi olursa olsun, sinema salonu ev değildi. Dışarıda olmanın, kalabalığın içinde kaybolmanın verdiği o his bambaşkaydı. O salonlar, hayata kısa bir mola gibiydi.
Şimdi her şey çok daha kolay. Film seçmek kolay, izlemek kolay, durdurmak kolay ama belki tam da bu yüzden o kadar etkili değil. Sinema salonu emek isterdi, hazırlık isterdi; çıkmayı, gitmeyi, beklemeyi… Belki de özlediğimiz şey filmlerden çok, o ritüellerdir. Bir şey için yola çıkmayı, zaman ayırmayı, beklemeyi özlüyoruz.
Film biterdi, ışıklar yanardı ama biz hemen kalkamazdık. Bir süre koltuğumuzda oturur, sanki birazdan başka bir sahne başlayacakmış gibi beklerdik. O iki saatlik yolculuktan hemen dönmek istemezdik. Sinema salonu bizi başka hayatlara götürür, çıkış kapısında kendi hayatımıza usulca bırakırdı. Belki de bu yüzden bu kadar özlüyoruz.
Bir Kültürü Özlemek
Sinema salon kültürünü özlemek; birlikte susmayı, birlikte gülmeyi, birlikte üzülmeyi özlemek. Karanlıkta yan yana oturup, hiç tanımadığımız insanlarla aynı duyguda buluşmayı özlemek.
Salonlar belki hâlâ var ama o eski hâlimiz, o eski sabrımız, o eski heyecanımız biraz geride kaldı. Yine de bir gün ışıklar söndüğünde, o tanıdık sessizlik çöktüğünde, içimizden biri mutlaka fısıldayacak:
“Ne güzeldi ya… Sinema salonu.”




Yorumlar