Antik Çağ Tıp Kültürü Üzerine Değerlendirme
- Umut Çetinbaş

- 21 May 2025
- 4 dakikada okunur

Tıp Kültürünün İlk İzleri
Tıp kültürünün ilk izleri insanlığın başlaması kadar eskidir, nitekim ilk insan türlerinden
bu yana elde edilen arkeolojik buluntular, insanlığın ilk dönemlerinden itibaren basit tıbbi
tedaviler yaptıklarını göstermektedir. Basit tedaviler üzerindeki deneyim, şüphesiz
gözlemledikleri doğal olaylar ile olmuştur, buna örnek olarak hayvanların içgüdüleri
doğrultusunda tedavi amacıyla yaptıkları eylemler gelebilir. Örneğin, karnı ağrıyan bir köpeğin ot yemesi, kanamalı bir yarayı yalaması vb. Özellikle insanlarla ortak bir atayı paylaşan maymunlar ve şempanzeler bitkisel tedaviyi çok iyi kullanmakta ve olası bir yaralanma durumunda özel bitkiler kullanarak merhem yapıp kendi yarasına pansuman yapabilmektedir.
İnsanlar da hayvanlarda olduğu gibi içgüdüleriyle hareket ederek kendi vücutlarında bulunan
tedavi edici gücü böylelikle keşfetmiştir (6). Nitekim ilk insanlar gözlemleri sonucuyla
kendilerinin hem doktoru hem de eczacısı olmuştur. Bitkiler insanoğlunun ilk zamanlarından beri kullanıldığı için insanlar tarafından kutsiyet atfedilmiştir. Bu kutsiyetin temelinde şüphesiz “yara iyileştirici olması, besin ve dolayısıyla ekonomik değerinin yüksek olması, yapı ya da eşya yapımında kullanmaya elverişli olması” yatmaktadır (1).
Antik Çağ Tıbbi Anlayışının Temeli Neye Dayanmaktadır?
Antik Çağ tıbbi anlayışı temelinde büyü ve ruhani totemlere dayanmaktadır. Antik Çağ'ın gelişmiş medeniyetleri Sümerler olsa da doğa bir zaman sonra kendini yenileyerek
medeniyeti yok etmiş lakin zihniyet kodları devamlılık teşkil ederek yerini bir sonraki
medeniyete bırakmıştır.
Sağlık kuruluşları hastaneler ve eczaneler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Antik Çağ ve
Orta Çağ'da yaşayan tabipler ve farmakologlar bitkisel, madensel ve hayvansal bileşenlerden
oluşan ilaçları kendileri yapılmaktadır. Özellikle Antik Çağ söz konusu olduğu zaman,
bilinmezliğin zuhur ettiği karmaşık ilaçlar ve tedavi yöntemleri bulunmaktadır ki zaten bunun
en belirgin özelliği, hastalığın tanrı tarafından lanet olarak sayılmasıdır. Ortaçağ’da daha
sistematik sağlık kuruluşları olsa da Antikça’da hastane sayabileceğimiz kurumlar ve tıp
okulları Batı Anadolu ve Yunanistan’da kurulmuştur (2).
Yunan filozoflarının rasyonel düşünüşleri, sorgulayıcı metodolojileri Yunan
medeniyetine katkı sağlamış ve batının reformist hareketlerinin temellerini oluşturmuştur. Bu
dönem Hipokrat, Erasistratos, Heroplilus, Celsus ve Hindistanlı Caraka ve Susruta tarafından
kaleme alınan tıp eserleri Orta Çağ tıp anlayışının temellerini oluşturacaktır.
Asur kralı Asurbanipal’in döneminde kurmuş olduğu ve içerisinde M.Ö yedinci, üçüncü
yüzyıla tarihlenen kitapların bulunduğu kütüphanesinde, Sümer uygarlığına ait önemli tıbbi
metinler bulunmaktadır. İlkçağ Mezopotamya Medeniyetlerinin en önemlilerinden olan ve
özellikle büyücülük gibi kavramlarla özdeşleşmiş olan Babil Uygarlığı’nda Hammurabi’nin
meşhur kanunları yer almaktadır. Aynı zamanda bu kanunlar dönemin cerrahlarının konumlarını ve işlevlerini de bize yansıtmaktadır. Kanun maddelerinde yer aldığına göre bir cerrahın, hastanın sosyal statüsüne göre alacağı ödüller-cezalar katı bir şekilde yer almaktadır.
Mezopotamya uygarlığında bulunan tabipler aynı zamanda “suyu bilen/okuyan kimse”
olarakta da sınıflandırıldığı için, tedavi ve tanı koyma işlemlerinde bir kapta bulunan suya
bakarak hastalık hakkında bilgi verme durumları söz konusudur (3). Nitekim bu anlayış Orta
Çağ İslam Dünyası ile yıkılacak ve tıp konusu daha sistematik hale gelerek tıp okulları ve
çeviriler yapılacaktır. Mezopotamya ve Mısır tıbbına benzeyen ve onlar kadar ilerleyemeyen
Hitit tıp anlayışında “kirli su” tüm hastalığın ana kaynağı olarak görülmektedir.

Antik Çağ'da Tıp
Antik Çağ'a kadar uzanan en eski tedavi yöntemi ise genellikle kan akıtmaktır, özellikle
din ve batıl inancın tıp kültüründe uygulandığı zamanlar bu yöntem bir tür tedavi yöntemi
olarak kullanılmaktaydı. Böylelikle akan kandan hastalık ve de kötü ruhların gideceğine inanılır ve kişinin tedavi olması beklenirdi. Bilimsellikten yoksun bu tedavi şeklinde çoğunlukla hastaların ölümleri hızlandırılmaktaydı. Açık yaranın dış etkenlere karşı korumasız oluşu, enfeksiyon kapma riskini arttırmakta ve şüphesiz ölümle sonuçlanmaktaydı.
Antik Mısır papirüslerinden olan ve M.Ö 1700 yılına tarihlenen Edwin Smith Papirüsü
ve yine aynı yıllara tekabül eden Ebers Papirüsü, Ramesseum Papirüslerinde yapılan
ameliyatlara, hastalıkların tanısı ve tedavilerine rastlanılmaktadır. Özellikle Ebers Papirüsü detaylı tıbbi bilgiler içerdiğinden “ilk tıp el kitabı” olarak
anılmaktadır. İlkler söz konusu olduğu için bahsi geçmesinde fayda gördüğüm Firavun Zoser'in veziri ve mimar, astronom gibi işlerde mahir olan İmhotep, M.Ö 3000 dolaylarında yaşamış ve Mısır’ın ilk hekimi olarak adlandırılmıştır. Nitekim öldükten sonra tanrısal anlamlar yüklenmiş ve tıp/hekimler tanrısı olmuştur. M.Ö 1500’de Mısır sarayının başhekimliğini yapan İris ise gözve mide hatalıkları konusunda uzmanlaşmıştır (5).
Antik Çağ’da tedaviler bitkisel, hayvansal ve madensel olmak üzere 3 çeşit olarak
ayrılmaktadır, nitekim bu ayrılış kimi tedavilerde tek taraflı kullanılsa da kimi tedavilerde ise
beraberinde kullanılmış ve coğrafi olarakta da kullanımı farklılık göz etmiştir (6). Bitkilerin
yaprakları, reçineleri, özleri ve kökleri kullanılarak tedavi edici ilaçlar ve merhemler
kullanılmıştır. 20. yüzyıl Sülfonomid icadı öncesi antibiyotik amacıyla sarımsak tedavi
amacıyla ve ilaç bileşeni olarak kullanılmıştır. Botanik bilimi ve farmakoloji alanlarında
çalışmalar yapan Dioscorides Pedanius, Anadolu’nun Kilikya bölgesinde yaşamış olup
döneminin bitkisel tedavilerini De Materia Medica eserinde anlatmıştır. Eserinde 600’ü geçkin bitkiyi maddeler halinde açıklayan Dioscorides, Osmanlı kaynaklarında adı Skoridos olarak geçmekte ve eseri yoğun tıbbi bilgiler içerdiği için uzun bir süre ana kaynak olarak
kullanılmıştır. Hayvanlardan elde edilen sıvılar da tedavi amacıyla kullanılmıştır; özellikle bal,
yağ ve organlar tedavi amacıyla kullanılmış olup dini inançlarla meç edilmiştir. Madensel
alanındaki tedavi yöntemlerinde özellikle kül, kükürt cıva, bakır ve kurşun kullanılmaktaydı,
nitekim böylelikle hem fiziksel hem de metafiziksel anlam taşıyan bu ilaç bileşenleri, büyü ve
büyücülük gibi kavramları zenginleştirmiştir.
KAYNAKÇA:
(1) Doğan, H., Doğan, M., & Ersoy, N. (2023). Klasik Antikite Kültürünün Orta Çağ Anadolu
Türk Uygarlığının Sağlık, Kültür, İnanç Alanlarına Etkisi: Defne ve Mersin Örneği.
Disiplinlerarası Yenilik Araştırmaları Dergisi, 3(2), 75-83.
(2)Sınık, B. (2021, Ocak 31). Antik Dönemde Tıp. Tıp Dünyası.
(3) Uncu, E. M., (2013). Eski Mezopotamya’da Tıp. History Studıes, 10.9737/historyS1034
(4) Mutlu, G. ve Türkmen, M. B. (2022). Antik Kaynaklarda Kas İskelet Sistemi Hastalıklarına
Tedavi Yaklaşımı. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.
DOİ:10.30794/pausbed.1123379
(5) Yoket, Ü. (2003). Eskiçağ’da Tıp. Sürekli Tıp Eğitim Dergisi(78), c.,12, s.2.
(6) Bakır, A. (2017). Eskiçağda Tababet Kültürü ve Çalışmaları, Cappadocıa Journal Of History And Socıal Sciences.




Merhaba yazınızı okuma şerefine eriştim. Yazınız oldukça ilgi çekici, devamını bekliyorum.