top of page

Antik Çağ Tıp Kültürü Üzerine Değerlendirme


Antikçağ'da tıp kültürü.
Antik Çağ'da Tıp Kültürü

Tıp Kültürünün İlk İzleri


Tıp kültürünün ilk izleri insanlığın başlaması kadar eskidir, nitekim ilk insan türlerinden

bu yana elde edilen arkeolojik buluntular, insanlığın ilk dönemlerinden itibaren basit tıbbi

tedaviler yaptıklarını göstermektedir. Basit tedaviler üzerindeki deneyim, şüphesiz

gözlemledikleri doğal olaylar ile olmuştur, buna örnek olarak hayvanların içgüdüleri

doğrultusunda tedavi amacıyla yaptıkları eylemler gelebilir. Örneğin, karnı ağrıyan bir köpeğin ot yemesi, kanamalı bir yarayı yalaması vb. Özellikle insanlarla ortak bir atayı paylaşan maymunlar ve şempanzeler bitkisel tedaviyi çok iyi kullanmakta ve olası bir yaralanma durumunda özel bitkiler kullanarak merhem yapıp kendi yarasına pansuman yapabilmektedir.


İnsanlar da hayvanlarda olduğu gibi içgüdüleriyle hareket ederek kendi vücutlarında bulunan

tedavi edici gücü böylelikle keşfetmiştir (6). Nitekim ilk insanlar gözlemleri sonucuyla

kendilerinin hem doktoru hem de eczacısı olmuştur. Bitkiler insanoğlunun ilk zamanlarından beri kullanıldığı için insanlar tarafından kutsiyet atfedilmiştir. Bu kutsiyetin temelinde şüphesiz “yara iyileştirici olması, besin ve dolayısıyla ekonomik değerinin yüksek olması, yapı ya da eşya yapımında kullanmaya elverişli olması” yatmaktadır (1).


Antik Çağ Tıbbi Anlayışının Temeli Neye Dayanmaktadır?


Antik Çağ tıbbi anlayışı temelinde büyü ve ruhani totemlere dayanmaktadır. Antik Çağ'ın gelişmiş medeniyetleri Sümerler olsa da doğa bir zaman sonra kendini yenileyerek

medeniyeti yok etmiş lakin zihniyet kodları devamlılık teşkil ederek yerini bir sonraki

medeniyete bırakmıştır.


Sağlık kuruluşları hastaneler ve eczaneler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Antik Çağ ve

Orta Çağ'da yaşayan tabipler ve farmakologlar bitkisel, madensel ve hayvansal bileşenlerden

oluşan ilaçları kendileri yapılmaktadır. Özellikle Antik Çağ söz konusu olduğu zaman,

bilinmezliğin zuhur ettiği karmaşık ilaçlar ve tedavi yöntemleri bulunmaktadır ki zaten bunun

en belirgin özelliği, hastalığın tanrı tarafından lanet olarak sayılmasıdır. Ortaçağ’da daha

sistematik sağlık kuruluşları olsa da Antikça’da hastane sayabileceğimiz kurumlar ve tıp

okulları Batı Anadolu ve Yunanistan’da kurulmuştur (2).


Yunan filozoflarının rasyonel düşünüşleri, sorgulayıcı metodolojileri Yunan

medeniyetine katkı sağlamış ve batının reformist hareketlerinin temellerini oluşturmuştur. Bu

dönem Hipokrat, Erasistratos, Heroplilus, Celsus ve Hindistanlı Caraka ve Susruta tarafından

kaleme alınan tıp eserleri Orta Çağ tıp anlayışının temellerini oluşturacaktır.


Asur kralı Asurbanipal’in döneminde kurmuş olduğu ve içerisinde M.Ö yedinci, üçüncü

yüzyıla tarihlenen kitapların bulunduğu kütüphanesinde, Sümer uygarlığına ait önemli tıbbi

metinler bulunmaktadır. İlkçağ Mezopotamya Medeniyetlerinin en önemlilerinden olan ve

özellikle büyücülük gibi kavramlarla özdeşleşmiş olan Babil Uygarlığı’nda Hammurabi’nin

meşhur kanunları yer almaktadır. Aynı zamanda bu kanunlar dönemin cerrahlarının konumlarını ve işlevlerini de bize yansıtmaktadır. Kanun maddelerinde yer aldığına göre bir cerrahın, hastanın sosyal statüsüne göre alacağı ödüller-cezalar katı bir şekilde yer almaktadır.


Mezopotamya uygarlığında bulunan tabipler aynı zamanda “suyu bilen/okuyan kimse”

olarakta da sınıflandırıldığı için, tedavi ve tanı koyma işlemlerinde bir kapta bulunan suya

bakarak hastalık hakkında bilgi verme durumları söz konusudur (3). Nitekim bu anlayış Orta

Çağ İslam Dünyası ile yıkılacak ve tıp konusu daha sistematik hale gelerek tıp okulları ve

çeviriler yapılacaktır. Mezopotamya ve Mısır tıbbına benzeyen ve onlar kadar ilerleyemeyen

Hitit tıp anlayışında “kirli su” tüm hastalığın ana kaynağı olarak görülmektedir.


Antik Çağ'da tıp.
Antik Çağ'da Tıp

Antik Çağ'da Tıp


Antik Çağ'a kadar uzanan en eski tedavi yöntemi ise genellikle kan akıtmaktır, özellikle

din ve batıl inancın tıp kültüründe uygulandığı zamanlar bu yöntem bir tür tedavi yöntemi

olarak kullanılmaktaydı. Böylelikle akan kandan hastalık ve de kötü ruhların gideceğine inanılır ve kişinin tedavi olması beklenirdi. Bilimsellikten yoksun bu tedavi şeklinde çoğunlukla hastaların ölümleri hızlandırılmaktaydı. Açık yaranın dış etkenlere karşı korumasız oluşu, enfeksiyon kapma riskini arttırmakta ve şüphesiz ölümle sonuçlanmaktaydı.


Antik Mısır papirüslerinden olan ve M.Ö 1700 yılına tarihlenen Edwin Smith Papirüsü

ve yine aynı yıllara tekabül eden Ebers Papirüsü, Ramesseum Papirüslerinde yapılan

ameliyatlara, hastalıkların tanısı ve tedavilerine rastlanılmaktadır. Özellikle Ebers Papirüsü detaylı tıbbi bilgiler içerdiğinden “ilk tıp el kitabı” olarak

anılmaktadır. İlkler söz konusu olduğu için bahsi geçmesinde fayda gördüğüm Firavun Zoser'in veziri ve mimar, astronom gibi işlerde mahir olan İmhotep, M.Ö 3000 dolaylarında yaşamış ve Mısır’ın ilk hekimi olarak adlandırılmıştır. Nitekim öldükten sonra tanrısal anlamlar yüklenmiş ve tıp/hekimler tanrısı olmuştur. M.Ö 1500’de Mısır sarayının başhekimliğini yapan İris ise gözve mide hatalıkları konusunda uzmanlaşmıştır (5).


Antik Çağ’da tedaviler bitkisel, hayvansal ve madensel olmak üzere 3 çeşit olarak

ayrılmaktadır, nitekim bu ayrılış kimi tedavilerde tek taraflı kullanılsa da kimi tedavilerde ise

beraberinde kullanılmış ve coğrafi olarakta da kullanımı farklılık göz etmiştir (6). Bitkilerin

yaprakları, reçineleri, özleri ve kökleri kullanılarak tedavi edici ilaçlar ve merhemler

kullanılmıştır. 20. yüzyıl Sülfonomid icadı öncesi antibiyotik amacıyla sarımsak tedavi

amacıyla ve ilaç bileşeni olarak kullanılmıştır. Botanik bilimi ve farmakoloji alanlarında

çalışmalar yapan Dioscorides Pedanius, Anadolu’nun Kilikya bölgesinde yaşamış olup

döneminin bitkisel tedavilerini De Materia Medica eserinde anlatmıştır. Eserinde 600’ü geçkin bitkiyi maddeler halinde açıklayan Dioscorides, Osmanlı kaynaklarında adı Skoridos olarak geçmekte ve eseri yoğun tıbbi bilgiler içerdiği için uzun bir süre ana kaynak olarak

kullanılmıştır. Hayvanlardan elde edilen sıvılar da tedavi amacıyla kullanılmıştır; özellikle bal,

yağ ve organlar tedavi amacıyla kullanılmış olup dini inançlarla meç edilmiştir. Madensel

alanındaki tedavi yöntemlerinde özellikle kül, kükürt cıva, bakır ve kurşun kullanılmaktaydı,

nitekim böylelikle hem fiziksel hem de metafiziksel anlam taşıyan bu ilaç bileşenleri, büyü ve

büyücülük gibi kavramları zenginleştirmiştir.




KAYNAKÇA:

(1) Doğan, H., Doğan, M., & Ersoy, N. (2023). Klasik Antikite Kültürünün Orta Çağ Anadolu

Türk Uygarlığının Sağlık, Kültür, İnanç Alanlarına Etkisi: Defne ve Mersin Örneği.

Disiplinlerarası Yenilik Araştırmaları Dergisi, 3(2), 75-83.


(2)Sınık, B. (2021, Ocak 31). Antik Dönemde Tıp. Tıp Dünyası.


(3) Uncu, E. M., (2013). Eski Mezopotamya’da Tıp. History Studıes, 10.9737/historyS1034


(4) Mutlu, G. ve Türkmen, M. B. (2022). Antik Kaynaklarda Kas İskelet Sistemi Hastalıklarına

Tedavi Yaklaşımı. Pamukkale Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi.

DOİ:10.30794/pausbed.1123379


(5) Yoket, Ü. (2003). Eskiçağ’da Tıp. Sürekli Tıp Eğitim Dergisi(78), c.,12, s.2.


(6) Bakır, A. (2017). Eskiçağda Tababet Kültürü ve Çalışmaları, Cappadocıa Journal Of History And Socıal Sciences.

1 Yorum

5 üzerinden 0 yıldız
Henüz hiç puanlama yok

Puanlama ekleyin
Sinem Gümüş
Sinem Gümüş
24 May 2025
5 üzerinden 5 yıldız

Merhaba yazınızı okuma şerefine eriştim. Yazınız oldukça ilgi çekici, devamını bekliyorum.

Beğen
Image by Pavel Aminov

Sosyal Medyada

Mucizelere Tanık Olabilirsiniz

  • Instagram
  • LinkedIn
  • Twitter

Mucizelere İnan

Gerçek Olsunlar

Her alandan yazarların buluştuğu Mucize Dergi'de hikayeler, makaleler ve ilham dolu içeriklere göz atın. Kendi yazınızı payla

© 2025 by Mucize Dergi

Image by Andrew Neel

Yolculuğumuza Siz de Dahil Olun!

Mucize Dergi’de her fikir değerli, her ses duyuluyor. Aramıza katılın ve bu yolculukta birlikte yürüyelim!

Aramıza Katıldığınız için Teşekkürler :)

bottom of page