Bir TikTok Dansı 24 Saatte Neden Herkesin Diline Düşüyor?
- Aslı Yirsutimur

- 17 Ara 2025
- 2 dakikada okunur

Dijital Ritüeller, Görünürlük Ekonomisi ve Beynin Viral Döngüsü Üzerine
Bir TikTok videosu… Bir hareket… Bir şarkının iki saniyelik kesiti…
Ve sonra milyonlarca insan aynı anda aynı ritimde hareket ediyor. Bu, yüzeyde bir “trend” gibi görünür; ama altında daha derin bir şey var: Modern insanın ritüelleri, görünürlük ihtiyacı ve dopamin ekonomisi birbirine karışarak yeni bir kolektif deneyim yaratıyor.
Dijital Topluluk Ritüeli
İnsanlık tarihi boyunca dans ve ritüel, topluluk olmanın aracıydı. Antropolog Victor Turner, ritüelleri “kolektif heyecanın (collective effervescence) vücut bulduğu anlar” olarak tanımlar. Ateşin etrafında dans etmek, aynı melodiyi söylemek, aynı ritimde hareket etmek… Bunlar topluluğu “tek beden” hâline getirdi. Bugün ateş yok ama ekranlarımız var. TikTok dansları, eski kabile ritüellerinin modern yorumları. Aradaki fark ise şu: Eskiden insanlar fiziksel olarak bir araya geliyordu. Şimdi ise milyonlarca kişi yalnız odasında, ama aynı anda kolektif bir ritme katılıyor. Bu deneyime sosyologlar “yalnızlık içinde kolektiflik” diyor.

Artık Varlık = Görünürlük
Sosyolog Zygmunt Bauman, modern çağın en büyük kaygısının “görünmez olmak” olduğunu söyler. Artık görünürlük, varlığın bir kanıtı hâline geldi. Bir TikTok dansı çekmek çoğu zaman: “Ben buradayım.”“Beni fark edin.”“Sesim çıkmasa da beni görün.” demenin yeni biçimi. Beğeniler küçük dijital alkışlar. Paylaşımlar modern çağın meydanları. Bu yüzden çoğu kişi dans etmiyor aslında var olduğunu teyit ediyor.
Beyin Kimyası: Viral Olmanın Dopamin Döngüsü
TikTok’un yükselişinin nörobilimsel bir açıklaması var. Stanford Üniversitesi’nin araştırmalarına göre: Kısa videolar ani ve hızlı dopamin patlamaları yaratıyor. Beğeni ve izlenme sayıları ödül merkezini aktive ediyor. Sürekli kaydırmak beynin “yeni uyarıcı arayışı”nı tetikliyor.
Viral olmak biyokimyasal olarak bir mini “yüksek” deneyimi. Bu yüzden insanlar, “Bir daha paylaşmayacağım.” dedikten 24 saat sonra kendini tekrar kaydetmeye başlıyor. Görünürlüğün küçük dozlarına bağımlı hale geliyoruz.
Sonsuz Kaydırmanın Psikolojisi
TikTok, bir içerik platformundan çok daha fazlası: Davranış bilimleri üzerine kurulmuş bir deney alanı. Her video birkaç saniye içinde: merak, eğlence, şaşkınlık, empati, haz gibi duygular uyandırıyor. Ama bu duygular çok kısa sürdüğü için, hemen ardından mikro bir boşluk geliyor. Bu boşluğu doldurmak için bir sonraki videoya geçiyoruz.Sonra bir sonrakine… Ve bu döngü saatlerce sürüyor.
Bir trendin en ilginç tarafı şu: Herkes aynı şeyi yapıyor ama herkes kendi versiyonunu üretiyor. Bu, modern kültürde çok kritik bir gerilimi gösteriyor: Topluluk olma ihtiyacı vs. bireysel ifade arzusu. TikTok, bu iki ihtiyacı da mükemmel şekilde karşılıyor. Yani özgünlük artık tamamen farklı olmak değil, aynı hareketin içindeki kendi rengini göstermek.
Trendler geçici ama onların bize hissettirdikleri kalıcı. Bir trende katıldığımızda sadece eğlenmiyoruz, bir topluluğa ait olma hissini yeniden kuruyoruz. Aslında insanlığın en eski arzusu hâlâ aynı: Bir ritmin içinde, başkalarıyla birlikte var olmak.
Fark şu ki artık o “başkaları”, ekranın öteki ucunda yüzsüz ve adsız milyonlar. Ama belki de bu bile bir tür başlangıçtır ve kendi yalnızlığımızdan ortak bir ritim yaratmayı öğrenmişizdir. Dijital çağın kolektif nefesi, ortak ritmi, modern ayini, görünürlük arayışı, dopamin ekonomisi aynı anda akıyor. Kısa, parlak, geçici… Ama bir şekilde hepimizi birbirimize bağlayan görünmez bir ip var orada. Belki de kaydırmaya devam etmemizin nedeni bu: Bir sonraki videoda kendimizi bulacağınıza dair ince bir umut.




Yorumlar