Bir Ömre Sığmayan Ses: Serhat Kılıç

Serhat Kılıç'ın Başarılı Kariyeri
Bazı oyuncular vardır; ekranda beliren sıradan bir yüz ya da senaryodaki bir karakterden çok daha ötesidir. Tek bir ses tonuyla zihninizde unutulmuş hatıraları uyandırır, susuşundaki derinlikle hikâyeyi görünür kılarlar. Oyuncu ile karakterin böylesine kusursuz birleştiği o anlarda içinizden yükselen tek bir soru vardır: "Bu rolü ondan başkası bu kadar içten yaşatabilir miydi?"
Aklınıza ilk gelen ismi tahmin etmek zor değil... Benim zihnimde ve kalbimde bu sorunun değişmeyen tek bir yanıtı var: Serhat Kılıç.
Mimikleriyle Kelimelere Meydan Okuyan Bir Usta
Serhat Kılıç’ı yalnızca bir "dizi oyuncusu" olarak tanımlamak, onun sanata adanmış ömrüne eksik bir pencereden bakmak olur, çünkü onun mayasında tiyatronun sarsılmaz disiplini, sahne tozunun getirdiği yetkinlik, derinlikli karakter gözlemleri, beden dili ve sesi bir enstrüman gibi kullanma ustalığı yatar.
1998 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda, Rutkay Aziz’in rejisiyle sahnelenen Kayıplar (Dullar) oyunuyla tiyatroya ilk profesyonel adımını attı. Reji alanında yaptığı yüksek lisans ve üniversitede öğretim görevlisi olarak öğrencilerine aktardığı eşsiz bilgiler, sanata olan akademik sevdasının en somut kanıtıydı.
Onun gayesi hiçbir zaman kamera karşısında sadece güzel görünmek olmadı. Her rolün ruhuna nüfuz etmek, karakteri bedeni ve sesiyle bütünüyle var etmek onun sanat yolculuğundaki en temel ilkesiydi.
İşte bu tutku yüzündendir ki; o, kötü adamı oynadığında izleyicinin tüylerini ürpertir, komik bir role büründüğünde ise tüm salona şenlikli bir kahkaha attırır.

Hafızalara ve Kalplere Kazınan Rolleri
Televizyon izleyicisinin Serhat Kılıç ile tanışması 2000 yılında Bizim Evin Halleri dizisiyle başladı. Ardından Hatırla Sevgili, Benim Annem Bir Melek ve Ezel gibi Türk televizyon tarihine damga vuran yapımlarda yer alarak ustalığını geniş kitlelere kanıtladı.
Ancak hepimizin kalbinde silinmez izler bırakan rol, hiç şüphesiz renkli kıyafetleri, kendine has jestleri ve eşsiz tiratlarıyla Ergün Plak oldu. Seksenler dizisini izleyip de Ergün Plak’ın o nev-i şahsına münhasır hallerine gülümsemeyen, onun sevdasına ortak olmayan var mıdır?
Derken karşımıza bambaşka bir çehreyle çıktı: Söz dizisindeki Çolak karakteri. Bu kez mahallenin sevimli ve renkli plakçısı değil; zalim, ürkütücü ve bir o kadar zeki bir suç örgütü lideri olarak izleyiciyi ekrana kilitledi. Rol skalasındaki bu muazzam genişlik, onun oyunculuk zekasının en berrak göstergesiydi.
Serhat Kılıç Neden Bu Kadar Çok Sevildi?
Peki, onu izleyici için bu kadar özel ve unutulmaz kılan neydi? Bu soruyu tek bir cümleyle yanıtlamak imkânsız.
Onun bu kadar sevilmesinin sırrı, sadece hayat verdiği karakterlerde değil; o karakterleri yaşatış biçimindeydi. Bir rolü oynarken izleyiciye asla "Ben bir oyuncuyum ve şu an rolümü yapıyorum" hissi vermezdi. Aksine, o an sahnede sadece o karakter var olurdu. Her jesti, her bakışı ve her duruşuyla samimi, inandırıcı ve çok yönlü bir sanat disiplini sergilerdi.
Bir Sesin ve Mimiğin Bıraktığı Ölümsüz Miras
Şimdi dönüp baktığımızda, Serhat Kılıç deyince aklınıza ilk ne geliyor?
Hani derler ya; "Dükkânsız bir Ergün Plak düşünülemez..." İşte tam da öyle; ne yazık ki artık Serhat Kılıç’sız bir Ergün Plak da onun o muazzam enerjisinden yoksun bir sahne de düşünülemez. O, sadece karakterlere can vermedi; Türk televizyon ve tiyatro tarihine altın harflerle kazınan, yankısı nesiller boyu sürecek ölümsüz bir ses ve duruş bıraktı.





Yorumlar