Netflix'in Frankenstein’ı ve İnsan Olmak
- Özkan Bakioğlu

- 5 gün önce
- 2 dakikada okunur

“Eğer beni sevgiyle ödüllendirmezsen, o zaman öfkeme teslim olurum.” -Sevgili Canavarımız Frankenstein (ama hangisi)
Frankenstein, birçok kez beyaz perdeye uyarlanmış, bilindik bir hikayedir. Bu bilindik hikâye, en son Netflix tarafından filme alındı. Bu gibi bilindik hikâyelerin yeniden işlenmelerinde genellikle iki şey izleyiciyi ekrana çekmek açısından kritik öneme sahip. Bunlardan biri, teknolojik gelişmenin görsel kaliteye yapacağı katkı, diğeri ise içerikte yaratılacak sanatsal fark.
Netflix’in Frankenstein’ı her iki açıdan da doyurucu bir yapım olmuş. Elbette bizi bu yazı özelinde ilgilendiren kısım, daha çok senaryonun içerik bakımından hikâyeye yaptığı katkılardır. Bu bağlamda özellikle filmin ikinci bölümünde canavarın ağzından da hikâyenin anlatıldığı kısım, gerçekten bu filmi izlenmeye değer kılmaktadır.
Kendin Olmak
İkinci bölümün başlarında sayılabilecek bir monoloğu sizlerle paylaşmak istiyorum. Sevgili canavarımız Frankenstein, gizlice eşlik ettiği bir ailenin küçükbaş hayvanlarına saldıran kurt sürülerini ve onları püskürtmeye çalışan ailenin yetişkin, dinç erkeklerini izlerken şu cümleleri kuruyor: “Bir fikir, bir his netleşmişti kafamda. Avcı, kurttan nefret etmemişti, kurt da koyundan nefret etmemişti ama aralarındaki şiddet kaçınılmazdı. Belki de dünyanın düzeni budur diye düşündüm. Avlanırdın ve öldürülürdün; sırf kendin olduğun için.”
Bu ifadeler, müthiş bir görüş duruluğu barındırmakta. Gözlemci, burada donuk, şok içinde veya duygusuz, kifayetsiz değil; aksine, olanı olduğu gibi görmekte, kavramakta ve hissetmekte. Bu durum, filmin öne çıkan kadın karakteri Lady Elizabeth Harlander'ın Baron Victor Frankenstein’a yarattığı canavar için söylediği “Ya yeniden var olurken onu canlandıran ruh, sıradan insanın ruhundan daha basit, daha safsa ya günah tarafından kısıtlanmadan onun yaralı bedenini yaratıcımız nefesini üflediyse?” sözlerine çok uygundur.
Bil ve Unut
Olanı olduğu gibi kabul etmeye hazır olan canavarımızla, gizlice eşlik ettiği ailenin yaşlı üyesi arasındaki geçen şu diyaloğa bakın: Yaşlı adam, “Bilgeliğin asıl ölçüsü; zarar gördüğünü ve kimden zarar gördüğünü bilmek ve bunları unutabilmektedir.” Canavarımız, “Ama hatırlayamadığım şeyi unutamam ki.”
Bilgeliğe yapılan şu tarife bakın, tek kelimeyle harika. Zarar gördüğünü bil, diyor. Zarar görmüyormuş gibi yapma. Kimden zarar gördüğünü de bil, diyor. Kimseyi görmezden gelme. Hepsinin ardındansa bütün bunları unut, yani affet. Burada tasvir edilen şey, şüphesiz ki yüzleşmektir. Başına gelen şeylerden kaçınma, onların farkında ol ve kendine itiraf et, ne hissediyorsan. Sonra da affet. Nasıl mı? Olanı olduğu gibi görerek belki, bilemiyorum. Biz filmde gözlerimizin önüne serilen canavarımızın nasıl da kendimizle yüzleşmeye kalktığımızda karşımızda bulduğumuz kendimiz olabildiğine şaşıralım. Belki sorunun cevabına yaklaşabiliriz bu sayede, kim bilir?

Dostluk
“Kim olduğumu öğrendim, neyden yapıldığımı da. Ben bir ceset yığınının evladıyım, bir enkazın; atılmış çöplerden ve ölülerden yapılmış... canavarım ben.” Nasıl yapıldığını öğrenen canavarımız, yaşlı adama bunları söyler ve adamdan aldığı karşılık şudur: “Ne olduğunu biliyorum. İyi bir adamsın ve benim dostumsun.” Evet, dostluk... o muhteşem kelime ama asla tesadüf edilemeyen şey. Doğru değil, diyor bir yanım, hayır, dostluk var. Her şeyin ardındaki seni gören birileri var.
Canavarımız, yaratıcısıyla yüzleştiği sahnelerde ona şunları söylüyor: “Ben ölemiyorum, yaşayamıyorum da. Yalnızım. Herhangi bir şeyi değil, birini yarattın. Beni.” Yaratıcısından aldığı karşılıksa olumsuz oluyor. O da devam ediyor: “Sana göre iğrencim belki ama kendime göre neysem oyum.” İşte bu kabulleniş, her şeyin özeti gibi; dostluğun, affetmenin...
Saf Sevgi
Son olarak bitirirken Lady Elizabeth’in canavarımızın kollarında can verirken ona söylediği şu cümleleri sizlere hatırlatmak istiyorum: “Bu dünyada bir yerim asla olmadı. Adını koyamadığım bir şeyi arayıp hasretini çektim ama onu sende buldum. Kaybetmek ve bulmak; aşkın ömrü bu kadar. Kısalığıysa bir trajedi. Bu aşk artık ebedi. Böylesi daha iyi; bana bakarken solup gitmek…”




Yorumlar